Piyasadaki yazılı, görsel, işitsel, sanal her türlü basını (hatta su baskınına
uğrayan basın ekspres yolundaki basını da ) atlatarak, daha olay vukua gelmeden
siz değerli okuyucularımıza aktarma fırsatı bulduk.
Şimdilik ismini açıklayamadığımız kişi, kurmakta oldukları
partinin ÜST DÜZEY YETKİLİSİ. Kurulmamış partilinin yetkilisi nasıl olur diye
sormayın. Ülkemizde durum böyledir. Partiyi esas olarak bir kişi tasarlar, sonra
çevresine adam toplar ve partiyi kurar (lar). Sonra da parti o kişinin partisi
olarak anılır. İşte Ecevit’in partisi, Prof. DR. Haydar Baş’ın partisi, Prof.
Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün partisi. Eğer parti birazcık kurucunun çizgisinden
kayarsa, hemen yerine bir parti daha kurulur (turşu kurmaktan daha kolay
zaten-laf aramızda Urfa’daki EŞKİLİ adı verilen turşunun adı bile ağzımı
sulandırıyor-). Bülent Ecevit vefat edip DSP Rahşan hanımı dinlemeye başlayınca
“ben de yeni parti kurarım” demedi mi, dedi.başka örnek isteyen var mı?
Şimdi bu kişinin ÜST DÜZEY YEKİLİLİĞİNE takanlar olabilir.
Malum böyle ismi açıklan(a)mayan kişiler hep üst düzey yetkilisi olurlar. Adam
alt düzey yetkilisi ise –ki alt düzeyde yetkili olur mu olmaz mı, onu da size
bırakıyorum- niye açıklama yapsın ki. Yapsa bile biz niye bu açıklamayı almak
için çalışalım ki! Bulursun üst düzey yetkili, alırsın röportajı, ismini
açıklamazsın (zorunda da değilsin), gel keyfim gel.
Gel keyfim gel dedik de, konuyu dağıttığımızı anladık.
Hemen konuya dönüyoruz ve flaş haberi patlatıyoruz: İsminin açıklanmasını
istemeyen bu üst düzey yetkili bir parti kuracakmış.
Flaş haberlik ne var bunda diyeceksiniz? Ama partinin adı
ilginç; HERGELENEKON PARTİSİ.
Ergenekon olmasın sakın dediğinizi duyar gibiyim. Ben de
yanlış deyip yetkilimize sordum ama doğru duymuşum. Açık seçik olarak
HERGELENEKON PARTİSİ.
Halk isterse
devletsiz de yaşayabilir. Devlet önceden var değildir. Sonradan halkın
kurmasıyla ortaya çıkmıştır ve halkın güvenliği, sağlığı, halkın iyiliği gibi
ortak işleri için vardır. Bireye karşı devleti koruyan bir anayasa sivil
sayılamaz. Halkın kabul etmediği bir anayasa “ana” yasa da olamaz.
Anayasa ve
diğer yasalarla “İdeolojik devlet” anlayışının hâkim kılınması, devlet memurları
ve bazı devlet organlarının fetiş haline getirilmesi, sosyal ve hukuk devleti
anlayışıyla bağdaşmaz. Devlet Memuruna bile “devlet” izin vermedikçe
dokunulmadığı, fakat her memurun pervasızca her “vatan”daşa dokunabildiği bir
devlet anlayışı ile yapılan anayasa olmaz, olsa bile meri anayasa gibi adalet
duygusunu yıpratır, halkın devlete olan güvenini yok eder.
Cumhuriyetin kuruluşundan beri gerek
anayasaların, gerekse geçici rejim dönemlerinde çıkarılan diğer kanunların
oluşturulmasında, demokratik meşruiyet şartının gerçekleştiğini iddia etmek
oldukça zordur. Bu dönemlerde, kanunların oluşturulmasında, bürokratik ve askeri
seçkinlerin dominant karakteri gözlenmektedir.
Özellikle askeri ihtilallerden sonra,
cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirici anayasa değişikliklerinin yanında
çok temel nitelikli kanun değişiklikleri yapılmıştır. 1980 askeri ihtilalinden
sonraki 3 yıl içerisinde, 667 adet kanun çıkarılmıştır. Kanun hükmünde
kararnamelerle bu sayı, 800'e ulaşmıştır. Bu kanunların, kanun tekniği açısından
değerlendirilmesi bu güne kadar yapılmamıştır.
Yıl 2004. Yer Kastamonu. Henüz 30 yaşındaki
genç polis memuru Mustafa, eşinin doğum sancıları tutunca hemen hastaneye
yetiştirmek için komşusunun arabasını alır ve yola çıkar. Durum acildir.
Bu sebeple Mustafa sürekli hız yapmaktadır.
Hatta bir iki defa trafik ekipleri kendisini durdurmuş ve hız yapmaması için
uyarmışlardır.
Fakat durumun hassasiyeti gereği yola
devam etmesi için izin vermek zorunda kalmışlardır onlar da. Ancak ne yazık
ki çok geçmeden aşırı hız ve dikkatsizlik sebebiyle araç yoldan çıkar.Devamı
Modernleşme politikaları, insanın özel alanını o kadar daralttı ki, özel
hukuk ilişkileri, çok değersiz şeylermiş gibi algılanmaya başladı. O kadar
ki, devlet - birey arasındaki ilişki, birey - birey ilişkisinden hiyerarşik
olarak yüceltilmeye başlandı.
Geçtiğimiz yüzyılda gelişen birey hakları ile beraber, kolektif hakların da
muhtevasında değişmeler ve gelişmeler yaşandı. Ancak ne olduysa oldu,
toplumsal haklar yine de bir adım öteye geçti ve birey haklarının önünde ve
üstünde yer aldı.
Bireysel hakların aleyhine gelişen bu toplumsal fenomen, önce kendisini
bireysel haklardan daha üstün gördü, sonra da bireysel hakların sınırlarını
da gittikçe daralttı. Bu gün için, hukuk metinlerinde, nasıl zarar gördüğünü
anlayamadığım, bir devlete karşı işlenen suçlar ve kamusal suçlar kategorisi
oluşmuş durumdadır. Kamusal haklar diye bir kategori oluşturuldu. Ve bu
haklara karşı birey hakları kısıtlandı.
Devamı
Meşveret ortaklaşa bir muhakeme
faaliyeti yürütmektir. Bu faaliyette akıl önder olmalıdır.
“Akıl
için yol bir” olduğundan teorik olarak her konuda oy birliğini
sağlamak mümkündür ve ideal olanı budur. Ancak bilgilenme
eksikliği, müzakere yetersizliği gibi hususlar oybirliğini
engelleyebilir. Bu nedenle oy çokluğu ile yetinilmektedir.
Devamı
Türkiye’de laiklik her zaman önemli olmuş,
çoğu zaman da gündemi belirlemiştir. Ülkemizde ilgisiz gibi görünen
pek çok konu da laiklik temellidir. Ya da dönüp dolaşıp laiklik
temeline gelir, dayanır veya dayatılır.
Derin devlet, başörtüsü,
imam - hatipler, cumhuriyet, demokrasi, din ve vicdan özgürlüğü,
düşünce özgürlüğü, eğitim, eğitimde fırsat eşitliği, irtica,
muhalefet, iktidar, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi birçok
konu ya laiklikle gerçekten ilişkilidir, ya da bir şekilde
ilişkilendirilir.
Tasarım mevzuatında,
yeni ve ayırt edici özelliğe sahip bir tasarımı (KHK/554 m.7) ilk defa
tasarlayan kimse, bunu kamuya sunmadan önce, tescil için başvuruda
bulunarak, her beş yılda bir yenilenmek koşuluyla 25 yıl, tasarım
üzerinde tam bir tekel hakkına kavuşuyor. Buradaki yenilik ve ayırt
edicilik, DÜNYA çapında yenilik ve ayırt edicilik olacaktır. Öyle ki;
Dünyanın bir başka yerinde ürünün tasarlandığını bilmeyen, sonraki
tasarımcı, ilk tasarımcıdan bağımsız olarak tasarladığı ürünü, ilk
tasarımcının ürününden farklı değilse, bu haktan yararlanamayacaktır.Devamı
Esas görevi millet
adına milleti oluşturan bireylerin özgürlüklerini korumak olan yargıda
görev alan bazı hukukçuların Türkiye’de esen fert özgürlüklerinin
genişletilmesi, önündeki engellerinin kaldırılması rüzgarına karşı,
cansiperane bir mücadele verdikleri görülmektedir. Tamamen subjektif,
ideolojik, evhama dayalı görüşlerini bir otorite edasıyla kamuoyuna
sunmaktadırlar.
Devamı