Bu üründen 30 adet satılmıştır.
| Dergi: Yedikıta | Fiyat: 20,00 TL | |
YEDİKITADAN...Herhangi bir tarihî yapının eşiğinden içeri adım attığınızda, sizi çoğu zaman çininin zarif parıltısı karşılar. Kimi zaman bir caminin mihrabında, kimi zaman bir türbenin duvarında, kimi zaman bir sarayın kubbe altında karşımıza çıkan çini; süsleme sanatlarımızın en ince ve en göz alıcı örneklerinden biridir. Türkistan’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Rumeli’ye uzanan geniş medeniyet coğrafyamızda çiniye rastlamak, bu yüzden gayet tabiidir. Toprağın suyla yoğrulup ateşle kemâle ermesiyle ortaya çıkan çini, kökleri Orta Asya’ya uzanan sanat mirasımızdır. Bu miras, Anadolu’da hayat bulmuştur. Anadolu’da Selçuklularla kimlik kazanmış, Osmanlı döneminde ise yüksek seviyeye ulaşmıştır. Selçuklular, çiniyi Orta Asya’dan Anadolu topraklarına taşımış; Osmanlılar ise onu geliştirerek zirveye çıkarmıştır. Konya’nın medreselerinde, Sivas’ın hanlarında filizlenen Selçuklu’nun geometrik desenleri ve firuze tonları; Osmanlı’nın kobalt mavisi, mercan kırmızısı, yeşil ve beyazla zenginleşen renk anlayışıyla birleşmiştir. Özellikle 15. ve 16. yüzyıllarda İznik çini atölyeleri, teknik ve estetik bakımdan dünya çapında değer taşıyan eserler üretmiştir. İznik çinileri; parlak renkleri, zarif desenleri ve güçlü kompozisyonlarıyla Osmanlı sanatının altın sayfalarından birini oluşturmuştur. Zamanla İznik’in ardından Kütahya öne çıkmış; devraldığı bu mirası, kendine has bir üslupla yorumlamıştır. İznik, tarihte altın bir sayfa olarak kalırken; Kütahya, çini sanatını Osmanlı’dan günümüze taşıyan önemli merkezlerden olmuştur. Her iki merkez de renkleri, desenleri ve ustalıklarıyla dünya sanat tarihinde özel bir yer edinmiştir. Bugün küçük atölyelerde aynı toprak, aynı ateş ve aynı sabırla yaşatılmakta; ustadan çırağa aktarılan emek ve tecrübeyle varlığını sürdürmektedir. Bu ayki dosyamızda, çininin tarihine doğru kısa fakat renkli bir yolculuğa çıktık. Asırlık mirasımızın izini sürdük. Keyifli okumalar dileriz. |