|
|||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Laikliğin tarifi yok
Türkiye’de laiklik her zaman önemli olmuş,
çoğu zaman da gündemi belirlemiştir. Ülkemizde ilgisiz gibi görünen
pek çok konu da laiklik temellidir. Ya da dönüp dolaşıp laiklik
temeline gelir, dayanır veya dayatılır. Derin devlet, başörtüsü,
imam-hatipler, cumhuriyet, demokrasi,
Laiklik bağlamındaki tartışmalarda bir
türlü, soğukkanlı, makul, gerçekçi bir zeminde yapılamaz, bir
efsane, bir mit gibi, çok aşırı, çok zıt, çok muğlak bir zemine
indirgenir.
Bunun önemli bir sebebi anayasa ve
kanunlarda tarifinin yapılmamış olması, fiilî durum ve uygulamanın
ise, hem ciddî çelişkiler arz etmesi, hem de, bağlamından koparılmış
olarak Türkiye’ye ve şartlarına tahsis edilmesidir.
Mevzuatta bir tanımı yapılmadığına göre
laikliğin doğup geliştiği ve bize ithal edildiği orijini olan Batıya
bakmalı, oradan hareketle anlamaya çalışmalıdır. Her halükârda bir
mit olmaktan çıkarılmalı, akılcı, gerçekçi, bilimsel bir zemine
oturtulmalıdır.
Bir zemin teşkil etsin ve bir kolaylık
oluştursun diye, Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğündeki tarifi
nakledelim, laiklik; “Devlet ile din işlerinin ayrılığı; devletin,
din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız
olmasıdır”. Bu tanım gerçekten de, laiklikle ilgili hemen akla
gelmesi gereken unsurları kısaca özetleyen, kuruluşu Atatürk’e,
konumu da Atatürkçü ve laik bir anlayışa dayanan tarihî bir kurumun
mutedil yaklaşımıdır.
Şu halde laiklikle ilgili bazı, mitleri ve
gerçekleri, yanlışlar ile doğruları sıralayalım;
Yanlış; “Laiklik dinsizlik demektir.”
Doğru; Laiklik dinsizlik demek değildir.
Avrupa’nın tarihine özellikle de bu gününe baktığımızda böyle olduğu
görülür. Türkiye için ise; özellikle 1930’larda, kısmen de
günümüzde, dinsizlik olarak anlayanlar ve uygulayanlar olmuştur.
Fakat bu fiilî durum açıkça savunulamamış, en fazla da dinsizlik
olarak anlayan ve uygulayanlar “laiklik dinsizlik demek değildir”
deme ihtiyacı duymuş, yarası olan gocunmuştur. Eğer Türkiye’de böyle
bir sorun olmasa, herkes sıklıkla “laiklik dinsizlik demek değildir”
deme ihtiyacı duymayacaktı.
Yanlış; “Laiklik bir ideoloji veya dindir
veya din yerine ikame olunmuştur”.
Doğru; Laiklik ideoloji ve din değildir, bir
yöntem ve usûldür, dinin yerine ikame olunmuş da değildir. Batıya
baktığımızda durum böyledir. Devlet bir dini (Hıristiyanlık), bir
mezhebi (Katoliklik), esas alıp, diğerlerine dayatıp baskı
yapmaktayken, buna son verilerek din, mezhep, ideoloji ve felsefî
anlayışlar arasında tarafsız konuma getirilmiştir. Allah adına
yönetme iddiasında olan ruhban sınıfının iktidarına son verilmiştir.
Bizde ise ruhban sınıfı hiç olmadığından, din adamlarının ruhanî
iktidarı da hiçbir zaman olmamıştır.
Kimse Müslüman olmaya zorlanmamış, Hanefilik
şart koşulmamıştır. Türkiye’de ise laiklik özellikle 1930’larda ve
kısmen günümüzde, alternatif bir din veya ideoloji olarak dayatılmak
istenmektedir. Seçilmişler; böyle yapmamakta, açıkça yapamamakta,
atanmışlar (bazı bürokratlar); yapmaya çalışmaktadır.
Yanlış; “Laiklik Türkiye’de olduğu gibi
Batıda da çok önemsenen, her zaman aktüel olan bir konudur”.
Doğru; laiklik Batıda bizdeki gibi önemli ve
güncelliği olan bir konu olmadığı gibi, Fransa dışında anayasasında
laikliğe yer veren ve vurgu yapan bir devlet de yoktur. Fakat
geçmişte, ruhban sınıfının teokratik iktidarını değiştirme
sürecinde; şimdikine kıyasla tabiî olarak oldukça önem arz
etmektedir. Laikliğe anayasada yer vermemenin yanında Almanya,
İtalya gibi bazı ülkeler anayasalarında; Allah’ın adı anılarak ve
manevî değerlere atıf yapılarak, başlangıç yapılmaktadır. Daha da
önemli olan 2004 yılı dünyasında Avrupa Birliği anayasasında, ya
özel olarak Hıristiyanlığa ya da genel olarak dinî ve manevî
değerlere atıfla başlangıç yapmayı konuşmaktadır.
Hukukî ve anayasal durum böyle olduğu gibi,
uygulamada da gerek mahkemelerde ve parlamentolarda mukaddes
kitaplar üzerine (İncil, Kur’ân, Tevrat) yemin etmekten tutun, dinî
cemaat ve tarikatların okullarına, üniversitelerine, hastanelerine
kadar pek çok konuda din sosyal, hatta siyasal hayatta yer
almaktadır. (Hıristiyan Demokratlar gibi) Paralarında “Biz Allah’a
inanırız” yazabilmektedir.
Yanlış; “Laiklik dinsizlik veya alternatif
bir din ve ideoloji değilse de, her türlü dinî inanış, yaşayış ve
tezahürü, sınırlama, perdeleme ve baskı altına alma yöntemidir”.
Doğru; bu ancak Arnavutluk gibi eski bazı
sosyalist ülkeler için doğrudur. Laikliğin doğduğu Batı Avrupa
demokrasilerinde böyle bir durum görülmez.
Yanlış; “Laiklik özgürlükçü değil, yasakçı
bir metottur”.
Doğru; Laiklik yasakçı değil, özgürlükçü bir
metottur. Avrupa tarihinde iktidarı elinde bulunduran kilise ve
ruhban sınıfını, kendi din ve mezhep anlayışı dışındaki bütün din ve
mezheplere—ki, buna farklı Hıristiyanlık ekolleri de
dahildir,—getirdiği yasak ve baskılara karşı bir özgürlük ve
serbestlik hareketidir. Din ve vicdan özgürlüğünün, düşünce
özgürlüğünün, örgütlenme özgürlüğünün ve pek çok özgürlüğün
teminatıdır.
Bizde ise laiklik özgürlükçü değil, yasakçı
bir yöntem olarak kullanılmış, din ve vicdan özgürlüğünün, düşünce
özgürlüğünün güvencesi olmak bir yana, en büyük engeli,
sınırlayıcısı ve yasakçısı olmuştur.
Yanlış; “Laiklik demokrasiden önemli ve
öncelliklidir.”
Doğru; demokrasi laiklikten önemli ve
önceliklidir. Laiklik özellikle din ve vicdan hürriyeti ile
ilgiliyken demokrasi, din ve vicdan hürriyeti de dahil olmak üzere
bütün hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü, çoğulculuğu,
katılımcılığı, eşitlik ve halkın egemenliğini içerir. Laikliğe göre
daha geniş bir kavramdır. Laiklik demokrasinin araçlarından biri
olup, amacı ve hedefi değildir.
Ancak batı demokrasilerinin de tarihî
gelişiminde, Katolik Hıristiyan Ruhban’ın teokratik iktidarı
yıkıldıktan sonra, demokratik gelişmeler olabilmiştir. Teokrasi
yıkılıp din ve vicdan hürriyeti sağlanmadan demokrasiye
geçilememiştir. Fakat bizde bazılarının çarpıttığı gibi, laikliği
din ve vicdan hürriyetinin teminatı değil de, engeli olarak ele
alırsak laiklik bir demokrasi öncülü değil, bir demokrasi engeli
olur.
Yanlış; “Laiklik dinin devlete müdahale
edememesidir”.
Doğru; Laiklik dinin devlete müdahale
edemediği gibi, devletin de dine müdahale edememesi, baskı
yapamamasıdır. Fakat bizde “Devlet dine müdahale edebilir, din
devlete müdahale edemez” anlayışı hakim kılınmak istenmektedir.
Yanlış; “Laiklik dinin devlete ve siyasete
karıştırılmamasından öte sosyal hayata da karıştırılmaması, sosyal
hayatta görünmemesini de içerir”.
Doğru; laiklik dinin sosyal hayata etkisine
ve görünürlülüğüne karışamaz. Laiklik sosyal hayata da karışır ve
yasaklar getirir dersek, din ve vicdan hürriyeti ile düşünce ve sair
hürriyetler tanınmamış olur. Özgürlükler sosyal hayat içinde
varolabilmektir. Yoksa ne laik devlet, ne de bir başkası kimsenin
aklından geçirdiğine, vicdanen kani olduğuna hatta, evinde ve
ailesindeki yaşantısına zaten karışamaz, çünkü bunları bilemez,
öğrenemez. Düşünce hürriyeti serbestçe düşünebilmek değil, düşünceyi
serbestçe ifade etmek, başkalarıyla paylaşabilmektir. Din ve vicdan
hürriyeti de aynen böyledir. Dinî örgütlenme, dinî eğitim, dinî
sosyal tezahürleri de kapsar. Aksi halde kendi kendine düşünmekte
serbestsin, vicdanen istediğin dini kabul edebilirsin demek abesle
iştigaldir |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||