e dergi

 

 

 Ana Sayfa          İletişim

 

 
solmenu

  Yazarlar

  Ahmet Nazlı
  Ali Oktay
  Halil Doğan
  İbrahim Ünal
  M. Gökay
  Nuri Çakır
  Ömer Faruk Uysal
 

Bugünkü Gazetelerin ilk sayfalarını incele

Yeni Sayfa 1

Google
 

  Yazarın şahsi sitesi

www.omerfarukuysal.com

Demokrat Hukukçular Derneği

 

Laikliğin tarifi yok

Av. Ömer Faruk Uysal

 

Türkiye’de laiklik her zaman önemli olmuş, çoğu zaman da gündemi belirlemiştir. Ülkemizde ilgisiz gibi görünen pek çok konu da laiklik temellidir. Ya da dönüp dolaşıp laiklik temeline gelir, dayanır veya dayatılır. Derin devlet, başörtüsü, imam-hatipler, cumhuriyet, demokrasi, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, eğitim, eğitimde fırsat eşitliği, irtica, muhalefet, iktidar, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi birçok konu ya laiklikle gerçekten ilişkilidir, ya da bir şekilde ilişkilendirilir.

Laiklik bağlamındaki tartışmalarda bir türlü, soğukkanlı, makul, gerçekçi bir zeminde yapılamaz, bir efsane, bir mit gibi, çok aşırı, çok zıt, çok muğlak bir zemine indirgenir.

Bunun önemli bir sebebi anayasa ve kanunlarda tarifinin yapılmamış olması, fiilî durum ve uygulamanın ise, hem ciddî çelişkiler arz etmesi, hem de, bağlamından koparılmış olarak Türkiye’ye ve şartlarına tahsis edilmesidir.

Mevzuatta bir tanımı yapılmadığına göre laikliğin doğup geliştiği ve bize ithal edildiği orijini olan Batıya bakmalı, oradan hareketle anlamaya çalışmalıdır. Her halükârda bir mit olmaktan çıkarılmalı, akılcı, gerçekçi, bilimsel bir zemine oturtulmalıdır.

Bir zemin teşkil etsin ve bir kolaylık oluştursun diye, Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğündeki tarifi nakledelim, laiklik; “Devlet ile din işlerinin ayrılığı; devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olmasıdır”. Bu tanım gerçekten de, laiklikle ilgili hemen akla gelmesi gereken unsurları kısaca özetleyen, kuruluşu Atatürk’e, konumu da Atatürkçü ve laik bir anlayışa dayanan tarihî bir kurumun mutedil yaklaşımıdır.

Şu halde laiklikle ilgili bazı, mitleri ve gerçekleri, yanlışlar ile doğruları sıralayalım;

Yanlış; “Laiklik dinsizlik demektir.”

Doğru; Laiklik dinsizlik demek değildir. Avrupa’nın tarihine özellikle de bu gününe baktığımızda böyle olduğu görülür. Türkiye için ise; özellikle 1930’larda, kısmen de günümüzde, dinsizlik olarak anlayanlar ve uygulayanlar olmuştur. Fakat bu fiilî durum açıkça savunulamamış, en fazla da dinsizlik olarak anlayan ve uygulayanlar “laiklik dinsizlik demek değildir” deme ihtiyacı duymuş, yarası olan gocunmuştur. Eğer Türkiye’de böyle bir sorun olmasa, herkes sıklıkla “laiklik dinsizlik demek değildir” deme ihtiyacı duymayacaktı.

Yanlış; “Laiklik bir ideoloji veya dindir veya din yerine ikame olunmuştur”.

Doğru; Laiklik ideoloji ve din değildir, bir yöntem ve usûldür, dinin yerine ikame olunmuş da değildir. Batıya baktığımızda durum böyledir. Devlet bir dini (Hıristiyanlık), bir mezhebi (Katoliklik), esas alıp, diğerlerine dayatıp baskı yapmaktayken, buna son verilerek din, mezhep, ideoloji ve felsefî anlayışlar arasında tarafsız konuma getirilmiştir. Allah adına yönetme iddiasında olan ruhban sınıfının iktidarına son verilmiştir. Bizde ise ruhban sınıfı hiç olmadığından, din adamlarının ruhanî iktidarı da hiçbir zaman olmamıştır.

Kimse Müslüman olmaya zorlanmamış, Hanefilik şart koşulmamıştır. Türkiye’de ise laiklik özellikle 1930’larda ve kısmen günümüzde, alternatif bir din veya ideoloji olarak dayatılmak istenmektedir. Seçilmişler; böyle yapmamakta, açıkça yapamamakta, atanmışlar (bazı bürokratlar); yapmaya çalışmaktadır.

Yanlış; “Laiklik Türkiye’de olduğu gibi Batıda da çok önemsenen, her zaman aktüel olan bir konudur”.

Doğru; laiklik Batıda bizdeki gibi önemli ve güncelliği olan bir konu olmadığı gibi, Fransa dışında anayasasında laikliğe yer veren ve vurgu yapan bir devlet de yoktur. Fakat geçmişte, ruhban sınıfının teokratik iktidarını değiştirme sürecinde; şimdikine kıyasla tabiî olarak oldukça önem arz etmektedir. Laikliğe anayasada yer vermemenin yanında Almanya, İtalya gibi bazı ülkeler anayasalarında; Allah’ın adı anılarak ve manevî değerlere atıf yapılarak, başlangıç yapılmaktadır. Daha da önemli olan 2004 yılı dünyasında Avrupa Birliği anayasasında, ya özel olarak Hıristiyanlığa ya da genel olarak dinî ve manevî değerlere atıfla başlangıç yapmayı konuşmaktadır.

Hukukî ve anayasal durum böyle olduğu gibi, uygulamada da gerek mahkemelerde ve parlamentolarda mukaddes kitaplar üzerine (İncil, Kur’ân, Tevrat) yemin etmekten tutun, dinî cemaat ve tarikatların okullarına, üniversitelerine, hastanelerine kadar pek çok konuda din sosyal, hatta siyasal hayatta yer almaktadır. (Hıristiyan Demokratlar gibi) Paralarında “Biz Allah’a inanırız” yazabilmektedir.

Yanlış; “Laiklik dinsizlik veya alternatif bir din ve ideoloji değilse de, her türlü dinî inanış, yaşayış ve tezahürü, sınırlama, perdeleme ve baskı altına alma yöntemidir”.

Doğru; bu ancak Arnavutluk gibi eski bazı sosyalist ülkeler için doğrudur. Laikliğin doğduğu Batı Avrupa demokrasilerinde böyle bir durum görülmez.

Yanlış; “Laiklik özgürlükçü değil, yasakçı bir metottur”.

Doğru; Laiklik yasakçı değil, özgürlükçü bir metottur. Avrupa tarihinde iktidarı elinde bulunduran kilise ve ruhban sınıfını, kendi din ve mezhep anlayışı dışındaki bütün din ve mezheplere—ki, buna farklı Hıristiyanlık ekolleri de dahildir,—getirdiği yasak ve baskılara karşı bir özgürlük ve serbestlik hareketidir. Din ve vicdan özgürlüğünün, düşünce özgürlüğünün, örgütlenme özgürlüğünün ve pek çok özgürlüğün teminatıdır.

Bizde ise laiklik özgürlükçü değil, yasakçı bir yöntem olarak kullanılmış, din ve vicdan özgürlüğünün, düşünce özgürlüğünün güvencesi olmak bir yana, en büyük engeli, sınırlayıcısı ve yasakçısı olmuştur.

Yanlış; “Laiklik demokrasiden önemli ve öncelliklidir.”

Doğru; demokrasi laiklikten önemli ve önceliklidir. Laiklik özellikle din ve vicdan hürriyeti ile ilgiliyken demokrasi, din ve vicdan hürriyeti de dahil olmak üzere bütün hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü, çoğulculuğu, katılımcılığı, eşitlik ve halkın egemenliğini içerir. Laikliğe göre daha geniş bir kavramdır. Laiklik demokrasinin araçlarından biri olup, amacı ve hedefi değildir.

Ancak batı demokrasilerinin de tarihî gelişiminde, Katolik Hıristiyan Ruhban’ın teokratik iktidarı yıkıldıktan sonra, demokratik gelişmeler olabilmiştir. Teokrasi yıkılıp din ve vicdan hürriyeti sağlanmadan demokrasiye geçilememiştir. Fakat bizde bazılarının çarpıttığı gibi, laikliği din ve vicdan hürriyetinin teminatı değil de, engeli olarak ele alırsak laiklik bir demokrasi öncülü değil, bir demokrasi engeli olur.

Yanlış; “Laiklik dinin devlete müdahale edememesidir”.

Doğru; Laiklik dinin devlete müdahale edemediği gibi, devletin de dine müdahale edememesi, baskı yapamamasıdır. Fakat bizde “Devlet dine müdahale edebilir, din devlete müdahale edemez” anlayışı hakim kılınmak istenmektedir.

Yanlış; “Laiklik dinin devlete ve siyasete karıştırılmamasından öte sosyal hayata da karıştırılmaması, sosyal hayatta görünmemesini de içerir”.

Doğru; laiklik dinin sosyal hayata etkisine ve görünürlülüğüne karışamaz. Laiklik sosyal hayata da karışır ve yasaklar getirir dersek, din ve vicdan hürriyeti ile düşünce ve sair hürriyetler tanınmamış olur. Özgürlükler sosyal hayat içinde varolabilmektir. Yoksa ne laik devlet, ne de bir başkası kimsenin aklından geçirdiğine, vicdanen kani olduğuna hatta, evinde ve ailesindeki yaşantısına zaten karışamaz, çünkü bunları bilemez, öğrenemez. Düşünce hürriyeti serbestçe düşünebilmek değil, düşünceyi serbestçe ifade etmek, başkalarıyla paylaşabilmektir. Din ve vicdan hürriyeti de aynen böyledir. Dinî örgütlenme, dinî eğitim, dinî sosyal tezahürleri de kapsar. Aksi halde kendi kendine düşünmekte serbestsin, vicdanen istediğin dini kabul edebilirsin demek abesle iştigaldir

reklam

Reklam

 

Reklam

 

Yeni Sayfa 1